13 Kasım 2010 Cumartesi

Yerli malı

Yerli malı haftası ile tanışmam ilkokul yıllarına kadar uzanır. iki üç masa birleştirilir ve üzerine yerleştirlen kırmızı örtünün müsait olan yerlerine ama yine de kendine has bir düzen içinde ve örtünün lekelerinin görülmemesini sağlayacak şekilde fındık fıstık,incir,nohut dizilirdi. O zamanlar Türkiye cumhuriyeti tarıım alanında kendi kendine yeten dünya üzerindeki bir kaç ülkeden biriydi.

İnsan nüfusumuz kadar hayvan nüfusumuz vardı .

Köyde hasat mevsimi geldiğinde tarlalara çalışmaya giden öğrencilere izin verilirdi. Hatta Köy okulları ayrı tarihte,şehir okulları ayrı tarihte tatil olurdu.Yani tarım ve onun gerekleri henüz hayatımızın önemli bir parçasıydı.

1970 lerde, Amerikan malı süttozundan yapılan sütler, fırında pişirilmiş çeyrek ekmeklerle dağıtılmaya başlandı okullarda. Süttozunun tadı güzel miydi hatırlamıyorum ama "Süt" olmadığı kesindi. Hayatını tarıma göre ayarlamaya başarmış bir memlekette tarıma ilk önemli darbe o günlerde  indiriliyordu.

Saatli marif takviminde çok önce, tarım takvimi bilinirdi. Anneanem, bu gün fırtına var dediğinde o gün kesin fırtına olurdu, Yalancı baharlar,sert kışlar birbirini izler ama saatli marif takviminin arkasındaki notlar her zaman büyük bir kesinlikle  hangi fırtanın hangi gün olacağını bilirdi.

Sümerbankın sağlam ama kaba görünüşlü ayakkabıları, eski teknoloji ile yapılmış paha biçilmez güzellikteki kumaşları vardı.Milli piyango biletleri çekmece diplerinde saklanırdı ve üzerlerinde  mutlaka yerli malı haftasına özel desenler olurdu.

Sonra herşey birden değişti, Keçilerimiz,topraktaki bitki örtüsünü katlediyordu, ineklerimiz verimsiz ve kalitesizdi, bol gübre,kısır dönemlik tohumlardaha iyiydi. Zaten seralar her türlü tarımı daha hızlı ve daha güzel yapıyordu. Bire on veren tohumlar yerine bire bin veren kısır tohumlar her yeri sardı. Planlı tarımdan , plansız tarıma geçildi.

 Köyde yaşamak normal bir şey değildi ve artık herşey pazarlarda bulunuyordu.

Ben büyüdüm ve yerli malları kayboldu.

Bir fabrikada çalışırken açılan ihaleye katıldığımızda ille Alman malı olaması gerektiği söylenerek, teklifimiz rededildi. Alman firması bir hafta sonra bizden istedi üretimi yapmamızı.

Türkiyede Türk vatandaşları  tarafından yapılan yedek parçalar, Alman firmasının paketi ile ihale sahibi kamu kuruluşuna teslim edildi.  Nitekim altı yıl sonra o fabrikanın sahibi artık bir Alman firmasıydı. Dünyanın dört bir yanına gönderilen yüksek kaliteli ürünler, bir Alman firması tarafından Türkiyede ürettilen malzemelerdi.

Küresel pazarlara girmek, uluslararası olmak, dünyanın dört bir yanına Türkiyede üretilen ürünler göndermek çok güzel ama ben çocukluğumun, gururlu günlerini özledim. O zamanlar, köyde yaşamak, tarımla uğraşmak, hayvan yetişitirme ve hatta , yerli mallı deyince Sümerbankın akla gelmesi ayıp değildi. Elimizde onlar vardı ve biz onların kıymetini biliyorduk.

Gururumuzu, çin malları ile değiştirmeyi terch ettik, yaptığımız güzel işleri yabancı markalar ile pazarladık. Dükkanların adları bir acaip oldu.  Hepsi bir ömrün çeyreğinde gerçekleşti.

Bu gün yerli malı haftasına katılan çocuklar, kızılderililerin haftasını kutladıkları zannediyorlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder